Bu hafta bültenimizde erkeklik ve babalık ile ilgili yazılarımızı derledik. Erkeklik ve babalık, çoğu zaman güç ve kontrol üzerinden öğrenilen; ilişkiler içinde ise yeniden şekillenebilen deneyimlerdir. Bu seride, erkeklerin duygu düzenlemeye dair yaşadıkları güçlükleri, şefkatle kurulan ilişkilerin dönüştürücü etkisini ve babalığın çocukların yaşamında bıraktığı izleri ele aldık. Erkeklerin ve babaların, kalıpların ötesine geçerek kurdukları ilişkileri birlikte yeniden düşünmeye davet ediyoruz. Yazıların tamamına internet sitemizden ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar dileriz.
“Baban Aradı Lan Beni”
Erkekler ve Babaların Duygu Düzenleme Sakarlıkları Hakkında
SERKAN KAHYAOĞLU, Klinik Psikolog
Erkekler ve duyguları ifade etme dendiğinde aklıma hep Behzat Ç.’deki o sahne gelir. Başkomiser Behzat, babasıyla kavgası nedeniyle evden ayrılan yardımcısı Harun’a “Baban aradı lan beni, eve dönmeni istiyormuş” der. Harun ise biraz şaşkın ve inanmaz bir tavırla “Yok o istemiyordur, annem ağlamıştır. O yüzden aramıştır” karşılığını verir. Behzat ise “Yok sesi hiç öyle gelmiyordu” diyerek devam eder. Ardından bu topraklarda baba olmanın ne demek olduğuna ilişkin görüşlerini “sen önce bir baba olacan” ifadesiyle başlayan, bir tür iç hesaplaşmayı anlatan konuşmasını yapar. Amirime göre baba olmak demek; sevdiği halde söyleyememek, hatasını bildiği halde suçluluğunu itiraf edememek, özür dileyememek, çok özlediği halde açıkça söyleyememek anlamına gelmektedir. Behzat’ın babalıkla ilgili bu değerlendirmesini rahatlıkla birçok erkek için de söyleyebiliriz. Yani, sevdiğini söyleyememek, şefkat ver(e)memek, iste(ye)memek, hatasını itiraf edip özür dilememek, erkeklik kalıbıdır. Öyle öğrenmiştir, öyle öğretmektedir er kişi. Kısaca baba olmanın daha doğrusu erkek olmanın raconu; sert, güçlü, korkmayan, kontrol eden olmaktır.
Elbette her erkekte/babada bu kadar keskin sahnelerle yaşanmasa da dayatılan erkeklik ve babalık hatta kadınlık ve annelik rolleri sağlıklı bir karşılıklılığın önünde görünmez bir cam duvar olmaktadır. Bu cam duvarın çoğunlukla öğrenilmiş ve sanki başka gerçek yokmuş gibi yaşanan otomatik/bilinçdışı engelleri ve rahatlıkları olduğu aşikardır. İşte çok bilinen “erkek adam ağlamaz, çocuk bakamaz, daha iyi araba kullanır, karar verir” gibi uzayıp giden kalıp yargılardan bahsediyorum. Bunlar erkeğin ve sonra babanın gerçeği, doğasıymış gibi kabul edilince; bazı erkekler “eh benden beklenen bu elimden gelen de bu deyip” rahatlayıp kendini sınırlamakta bazı erkekler ise “acaba bu sınırların dışına çıksam reddedilir miyim, böyle erkek, baba olur mu” endişesiyle ikilemler içinde kalabilmektedir. Tam burada belirtmek isterim ki bu yazı; erkekler de acı çekiyor, hoş görelim amacını taşımamaktadır. Yazının amacı belki biraz toplumsal cinsiyet kalıplarının erkekler üzerindeki nedenleri ve etkilerini “anlamaya” yardımcı olmak olabilir. Ve tabii ki öğrenilmiş, ezberlenmiş kalıp yargılarla büyümüş de olsalar, erkeklerin ve babaların değişme dönüşme sorumluluğu önce kendilerindedir. Yani “seviyorum ondan yaptım, ne yapayım böyle öğrendim” demek erkekleri ve özellikle babaları büyümekten, sorumluluk almaktan muaf tutmaz. Malum Ortaçgil’in dediği gibi “anlamak sevmeye yetmez”. Kısaca Harun’un babası da, erkekler de duygularını, ihtiyaçlarını anlaşılır, kabul edilir şekilde ifade etme ve çocukları başta olmak üzere ilişki kurdukları herkesin duygularını, ihtiyaçlarını anlama sorumluluğuna sahiptir.
Ne oluyor, neden oluyor?
Trafikte, arabasının içinde erkekler bir tuhaf olmuyor mu? Mesela park etmeye çalışırken beni biraz beklemek zorunda kalan erkeklerin önemli bir çoğunluğu o meşum, ters ters bakışı atmayı ve önemli bir kısmı da şöyle bir elini, kolunu sallamayı eksik etmiyor. Kadın sürücülerin yaşadıklarını örneklemeye kalksak yer yetmez, sinirimiz bozulur. Bu erkek sürücülerin çok azı “pardon beklettim, teşekkür ederim” demeye çalışan el hareketimi fark ediyor ve anlayışla cevap veriyor. Bu olay eğer karşı tarafın yaşadığı yerde yaşanıyorsa daha bir atarlanan halde değilse görece daha yumuşak geçiyor. Bu da bizim “delikanlı erkeklerimiz” hakkında çok şey söylüyor. Neler söylediğini sizin hayal gücünüze ve deneyimlerinize bırakıyorum.
Peki neden? Yani o el, kol o bakış nasıl anında devreye giriyor? Üstelik arka koltukta oturan çocuğu varken bile. Evet “bile” diye vurguluyorum çünkü çocuğu olunca erkekler değişime açık olabiliyor. Çünkü İlgili Babalık araştırmasına göre erkeklerin baba olmaktan mutluluk, keyif ve zevk hissetme, çocuklarıyla gurur duyma, çocukları sevdikleri için baba olma isteği, çocukların eve neşe getirme oranları %92’nın üstünde görülmektedir. Çocukla ve babalıkla ilgili bu kadar olumlu algısı, ilgisi olan erkeklerin çocuğun gelişimine, ona örnek olmaya özen göstereceğini düşünüyor, en azından umuyor insan. Ancak araştırmanın farklı bölümlerinde çocuğa bakım verme, çocukla kaliteli zaman geçirme bölümlerinde oranlar %30 ile 50 arasında değişiyor. Aynı soruya biraz daha açarak dönelim. Sakin sakin, aklı fikri yerindeyken, ya da nasıl olması gerektiğini söyleyebilecek vakti varken güzel cevaplar veren erkekler/babalar stres anında, fırsatını buldu mu, öfkesini kötü, saldırgan, yargılayıcı şekilde göstermeyi, güç gösterisinde bulunuveriyor.
Sorunun cevabını kısa yoldan ve yapısal nedenler olarak ikiye ayırabiliriz. Kısa yoldan, palyatif, kolaycı cevap; trafikte insan sinirli olur, bu şehir bu çağ insanları aceleci yapıyor vb. olabilir. Yanlış mı? Değil ama ölümcül şekilde eksik. Zira bu erkekler, romantik bir ilişkide, işlerini yaparken (bir işi bağlarken), kendisine şefkat gösterildiğinde, evlerine misafir gidildiğinde, nezaket ve cömertlikte, anlayışlı davranmakta sınır tanımayabiliyorlar. Bu nezaketi öğrenen erkek başka bir bağlamda/çerçevede şiddeti (olumsuz gücü) göstermekten çekinmiyor. Bu sorunun temel cevabı; şefkat görmemiş, hatası hemen cezalandırılmış, güçlüye boyun eğmeyi, güçsüzü ezmeyi öğrenmiş bir korku kültürüyle büyümek ve bunu içselleştirmek/normalleştirmek olabilir. Böyle bir kültür öyle fenadır ki ben ve diğerleri, benim mahallem, milletim, ailem ve diğerleri gibi ayrımlara götürür insanı. Bunun doğal sonucu olarak da sevmek, yakın, samimi ilişkiler kurmak çok zor olur. Yani “erkek adam güçlü olur, para kazanır, kontrol eder, duygusunu göstermez” gibi laflarla büyüyünce bunu gerçek sanıyor koca koca adamlar, babalar. Bu durum trajikomik şekilde gerçek ve acı vericidir. Oysa gerçek öyle değil. Her insan evladı korkar, sevinir, üzülür, sever, sevilmek ister, şefkat görmek, göstermek ister, bazen öfkelenir ve bunları uygun şekilde gösterebilir. Anlatmak ister. Yani sadece kaba öfke gösterilerine takılıp, sabitlenmek zorunda değildir erkekler ve babalar.
Ne olmalı, neden olmalı?
Bu erkeklik cenderesinden kurtulmak herkesin ama öncelikle erkeğin yararınadır. Zira kimse korktuğu, uzak duran babasını, sevgilisini, arkadaşını yakın ve karşılıklı bir ilişki için uygun göremez. Belki bir süre idare eder ama yavaş yavaş ya da hızla böyle bir erkekten, babadan uzaklaşır. Bilirsiniz “babamın sevdiğini bilirdik ama keşke söyleseydi, gösterseydi, keşke ilk aşkımı, aşk acımı onunla konuşabilseydim, parasız olduğunda, korktuğunda, üzüldüğünde bize anlatabilseydi”, “sevgilim korkusunu da sevgisini açıkça ifade edebilse, kontrol soruları sormasa beni merak eden soruları sorsa, beni dinlese” ifadeleri tanıdıktır. Bunlar olursa bir ilişki karşılıklı ve dayanışmacı olabilir.
Öyle ise ne olmalı? Bence birinci “eşitlikçi ve dayanışmacı” olmak. Yani ilişkiyi tarafların tümünün ihtiyaçlarının duyulabileceği bir zemine oturtmak gerekiyor. Bir erkek ve/ya baba olarak; şefkat, heyecan, merak, anlayış, hoşgörü göstermek, istemek herkes için huzurlu bir ruh dünyasına imkan sağlayabilir. Her duruma erkeklere öğretilen daha doğrusu dayatılan zayıflık-güçlülük, kazanma-kaybetme, sahip olma-olamama ikilemlerinden çıkarak çok seçenekli bakabilmek huzurun anahtarı olabilir. Her duyguyu, zorluğu, keyfi, paylaşarak, açıkça ifade ederek yaşamak sanki olması gereken.
Herkes ve tabii ki erkekler ve babalar da kendisiyle yüzleşebildiğinde, açıkça konuşabildiği, öğrendiği, öğrettiği, eşitlikçi ilişkiler kurma yolunda özgürleşip, ustalaşabilir
ERKEKLERİN ŞEFKATLE SINAVI
SERKAN KAHYAOĞLU, Klinik Psikolog
Erkekler düşünce ve duygularını ifade ederken bazı alışkanlıklarını ele veriyor. Örneğin, geçenlerde haberleri izlerken yanlış saymadıysam arka arkaya dört erkek milletvekili bağıra bağıra aynı olayı anlatmaya çalıştılar. Olayı farklı kelimelerle, başka şekillerde ama mutlaka yumrukları sıkıp, güç gösterisi yaparak, bağırarak anlattılar. Farklı partilerden olduklarına göre tercihleri, görüşleri farklı olsa gerek bu adamların ama ortak yönleri düşüncelerini, duygularını bağırıp çağırarak anlatmalarıydı. Üstelik anlattıkları olay insanların ölümüydü ve dolayısıyla en başat duygu üzüntü olmalıydı. Elbette ölüp gidenlere, yakınlarına saygı göstermek, anlamaya çalışmak da gerekliydi.
Erkeklerin biraz duygu yoğunluğu yaşadıklarında bağırıp çağırmalarının nedeni ne olabilir acaba? Diyebilirsiniz ki “Orası meclis orası hep öyle”, ben de size diyebilirim ki “sokak, ev, aile, çok farklı mı?” Akla gelen ilk cevap erkek kelimesinin kökündeki “erk”ten gelen bir güç kullanımı, üstün muktedir olanın başka duygularını unutmasına yol açması olabilir. Ayrıca erkeklerin hadi daha net söyleyelim erkekliğin öfkeyi de şiddetle göstermesinin bir alışkanlığa, şiddet kültürüne döndüğünü görüyoruz. Kısaca “ben buradayım, üstün benim, kendimi göstermeyi böyle öğrendim” demeye çalışıyor erkeklik taslayanlar.
Ne oluyor, neden oluyor?
Peki ama bu erk sahibi olanlar, erkekler bir zamanlar bebekti. Rakel Dink’in yıllar önce “Bir bebekten katil yaratmayı nasıl becerdik?” diye sorması gibi bir zamanlar sevimli bebekler olan bu adamlar biraz heyecan (duygu) yaşadıklarında nasıl tek duyguları öfke, tek davranışları şiddet olan adamlar oldular? Çünkü böyle öğrendiler. Erkek olmanın kontrol etmek, güç göstermek olduğunu öğrenerek büyüyen oğlan çocukları öfkeden başka duyguyu çok az tanıyıp anlayabiliyorlar. Oysa her çocuk gibi şefkate, anlamaya, anlatmaya ne kadar da ihtiyaç duyuyorlar. Bu hepimizin ihtiyacı.
Sözlüklerde şefkat, “acıyarak ve/veya koruyarak sevme, sevecenlik” olarak tanımlanıyor. İnsan ilişkilerinde ve psikolojide şefkat, birine, bir şeye özen göstererek, ona bakım vermek, ihtiyacını anlayıp destek vermek olarak açıklanabilir. Erkekliğin, gücü, şiddeti kullananların, şefkat görmediklerini ya da şefkati unuttuklarını söylemek çok da yanlış olmaz. Asıl tehlike; bir alışkanlık olarak erkeklere (oğlan çocuklara) şefkatin yakıştırılmaması, hak görülmemesi, böyle bir kültürün her yerde yerleşmesidir. Örneğin, erkekler bir araya geldiklerinde biri “Karnım ağrıyor birkaç gündür” derse sıkça “Yaşlandın oğlum, artık bittin sen” gibi alay etmeler başlıyor. Oğluyla baş edemeyen bir baba bunu bir erkek arkadaşına, erkek grubuna anlatmakta endişe yaşıyor. Dahası erkekler kendilerine iyi davranmayı, şefkat göstermeyi unutuyor. Cinsel sorunlar yaşadıklarında ise iş daha da trajik-komik bir hale geliyor. Oysa cinsel işlev bozuklukları terapi ve tedavileri en başarılı sonuç alınan terapiler. Özetle, çoğu erkek ihtiyacı olduğu halde psikolojik ve fiziksel tedavi ihtiyacını erteliyor, görmezden geliyor. Çünkü şefkat çok önceden beri erkeklerin dünyasından uzaklaşıp unutulmuş durumda. Bunun sonucu olarak ise gergin, endişeli ve sert adamlar ortalıkta dolanıyor. Askerde, evde, sokakta, işte kendini kanıtlamaya çalışan erkekten geçilmiyor. İhtiyaç duymak, yardım, şefkat istemek hatta kendine şefkat göstermek, ayıp, utanılacak, zayıflık olarak görülüyor. Eh, kendine böyle davranan başkasına ne yapmaz? Böyle hissetmek için penis sahibi olmaya gerek yok “erk” sahibi olmayı, kazanmayı öncelikli hatta tek derdi yapan herkes şefkatten, anlamaktan uzak bir şekilde yaşayabiliyor. Her korkusunda, üzüntüsünde sözüm ona zayıflığında kendini kahrediyor. Yani insanca hissettiği her duyguda, iç dünyasında yaşadığı her durumda, her hatasında kendini zayıf hissediyor, kendine kızabiliyor. Bu nedenle belki de sıkça bağırıp çağıran insanların çoğunlukla da erkeklerin içten içe acı çektiklerini, korktuklarını, beceriksiz yetersiz hissettiklerini düşünebiliriz. Buna bağlı olarak da güç sahibi olmayı önemseyen, güçsüzlükten korkan erkekler, ihtiyaç sahibi birini gördüklerinde ne yapacaklarını bilemiyorlar. Zira kendisine şefkat göstermeyen, korkuyu, üzüntüyü hatta sevinci bilmeyen biri böyle hisseden birini gördüğünde ne yapacağını bilemez. İlişkileri kazanma-kaybetme, cinselliği performans gösterme (becerme-becerememe), skor yapma, iş yapmayı para ve unvan elde etme olarak görür.
Ne olmalı, nasıl olmalı?
Oysa başka türlüsü çok mümkün. Tabii ki öncelikle erkeklerin bağırıp-çağırmayı bırakmaları ilk adımdır. Elinde çekiç her nesneyi çivi gibi görmekten vazgeçmek fena olmaz. Ardından şefkat göstermesi yasaklanan erkeklerin önce kendi ihtiyaçlarına, duygularına kulak vermeleri gerekir. Her insan evladı gibi acıları, üzüntüleri, korkuları, istekleri olabileceğini fark etmek bir erkek için kendine şefkat göstermesinin ilk adımı olabilir. Bilindiği gibi, şefkat hem anlamayı hem de ihtiyaca uygun tutumu geliştirmeyi içerir.
İkinci adım olarak başkalarına şefkat göstermenin, diğerkam olmanın gücünü, keyfini yaşamak mümkün olabilir. Her insanın duygusunun, sözünün altında bir ihtiyaç yatar. Bu nedenle birisinin öfkesini, üzüntüsünü, korkusunu hatta sevincini fark eden birinin, onu dinlemesi, gözlemlemesi çok işe yarar. Yani bir erkeğin, bir babanın, bir politikacının karşısındaki kişi ağladığında, bağırdığında, güldüğünde onu biraz takip edip, neden, nasıl böyle hissettiğini anlamaya çalışması çok değerlidir. Hele bugünlerde daha da değerli zira çok az kişi böyle davranıyor. Üstelik bu sayede gerçeğe, yakınlığa ulaşmak mümkündür. Anladıktan sonra ise eğer bir yardıma ihtiyaç varsa, yardımı ihtiyacı olan ve yardımı yapacak olan istiyorsa ve yapabilecekse yardım etmek, destek olmak fena olmaz.
Bütün bunların nasıl yapılabileceğini anlamak için erkeklerin 0-6 yaş arasındaki neşeyle oynayan çocuklara ve yaşamın demini almış bilge yaşlılara bakmaları işe yarayabilir. Çünkü onlar bir kazanma-kaybetme derdi olmadan kendilerine ve çevrelerindeki insanlara şefkat göstermekte kendilerini özgür hissederler. Bu çocukların şefkat duygularını kaybetmeden, geliştirerek büyümeleri ise mecliste bağırıp çağıran milletvekilleri yerine; gülüp, ağlayan, korkan yani erkeklik rollerine sıkışmamış, insan olmayı becerebilen ve sorunları açıkça konuşup gerçekçi çözümler üreten milletvekilleri görmemizi sağlayabilir.
BABALAR ÇOCUKLARI İÇİN HİÇ ÖLMEZ
SERKAN KAHYAOĞLU, Klinik Psikolog
Babalık erkeklerin yaşamında önemli bir değişimdir. Tıpkı anneler gibi ebeveyn olmanın sorumluluğu ve mutluluğu nereden bakılırsa bakılsın büyük bir heyecandır. Bu heyecanın etkilediği çocuklar ise ebeveynlerinin onlara bıraktığı etkiyi, mirası ömür boyu taşır. Yani anne babalarımızın bizimle ilişkisi, onların yaşama bakışları, bize koydukları yasaklar verdikleri izinler ve bizim onlara verdiğimiz cevaplar ömür boyu saklayacağımız kayıtlarımız arasına girer. Artık çok daha iyi biliyoruz ki anneler kadar babalar da çocukların kişilik gelişimlerini ve tüm ilişkilerini olumlu olumsuz yoğun olarak etkiliyor.
Ne oluyor, neden oluyor?
Doğan Cüceloğlu “Bir insanın ana vatanı çocukluğudur” der. Bu vatanı güvenli, eğlenceli, bereketli yapan ise çocuğun çevresinde ona bakım veren yetişkinlerle kurduğu ilişkidir. Bu nedenle babaların çocukları için özellikle duygusal olarak ulaşılabilir olmaları çok önemlidir. Örneğin bir çocuğun korktuğu bir rüyanın ardından gelip babasına korktuğunu anlatmasını ve “Baba bana bir söz ver. Sen hiç ölmeyeceksin tamam mı?” dediğini düşünelim. Bu çocuk için babası güvenebileceği, dünyanın zorluklarında destek alabileceği bir güç olarak görülebilir. Ama “baba”nın ölmemesi mümkün mü? Değil elbet. Ama çocuğunun korkusunu anlaması ve şunu söylemesi mümkün: “Korkunu anlıyorum, hiç ölmemeyi ben de isterim ama galiba bu mümkün değil. Fakat biliyor musun, babalar çocukları için hiç ölmezler. Çocuklar babalarıyla yaşadıkları anıları, onlardan öğrendiklerini, mesela dürüst olmayı, çalışmayı, sevmeyi, sevilmeyi, kendilerine ve diğer insanlara değer vermeyi ve bunun gibi birçok şeyi babalarından bir miras olarak zihinlerinde taşırlar. Tıpkı dedenden bana kalan miras gibi benden de sana böyle anılar, yollar, çözümler kalacak. Birbirimizle açıkça rahatça konuşalım ki hem sorunları çözelim hem de babanın desteğini hissedebil.”
Ne yazık ki her zaman böyle olumlu, destekleyen baba-çocuk anıları görülmüyor. Bazılarımız için babamızı hatırlamak, öfke, kırgınlık, aşağılanma, şiddet, ulaşılamama, ortada olmama gibi anılar barındırıyor. Bazen çok iddialı bir maçı kazandığımızda ya da kaybettiğimizde bazen özene bezene yaptığımız bir resmi göstermek istediğimizde baba ortada olmamıştı. Ortada olsa da bizim hissettiğimiz duyguyu anlamamıştı. Mesela “hadi bakalım şimdi bu resmi bir kenara koy da dersine çalış” ya da “hep top peşinde olmaz, dersleri çalışmak lazım” demişti. İşte bu anlar/anılar kişiliğimizde, yaşamımızda nelere hakkımız olduğunu nelere olmadığını gösteren işaretler olarak kalabiliyor.
Ne olmalı, nasıl olmalı?
Babalık kişiliğimizi rafine etmemiz, inceltmemiz gereken, çocuktan, çevreden, çocuğun annesinden, geçmişten, şimdiden, gelecekten açık fikirli olarak öğrenilmesi gereken bir yaşam şeklidir. Öğrenmeye ve merak etmeye açık olmak bir babanın kişiliği için çok değerlidir. Bu sayede baba, çocuğu için cazip bir baba olma fırsatını yakalar. Çünkü tüm insanlar gibi çocuklar da kendine özgü olan insanları çekici bulur. Yine çocuklar tüm insanlar gibi onlara “kendi gibi olma” fırsatını veren hatta buna cesaretlendiren insanları, sever. Bu kişi babası olunca tadından yenmez tabii. Özetle iyi baba, kendisi yaşamdan keyif alan, eğlenceli, duygularını paylaşabilen ve çocuğunun yanında ona güven veren kişidir.
İlgili babalık birçok teoride; çocuğun fiziksel bakımı, yakın ilişki, destek, koruma, yaşamla ilgili bilgileri öğretme, rol model olma gibi başlıkları içerir. Ben genellikle şu 4 başlık üzerinden ilgili ve yetkin-usta, yeterli, becerikli- babalığı tanımlıyorum.
- Örnek- Rol Model olan baba: Hepimiz anne babamızdan gördüğümüz birçok davranışı, değeri tekrar ediyoruz. Doğal olarak baba olarak sizin çocuğunuz da sizi örnek alacaktır. En erken dönemden itibaren ev içinde ve dışında tüm işlerde en az anne kadar sorumluluk alan, başta çocuğa ve annesine saygı gösteren, kendisinin ve çevresinin haklarına duyarlı bir baba çocuğu için olumlu bir rol model olabilir.
- Rehber olan, öğreten baba: Yine hepimiz babalarımızdan birçok beceriyi öğrendik, hatta öğrenmeye devam ediyoruz. Babasından yemek yapmayı, ayakkabısını bağlamayı, arkadaşı ve sevgilisiyle ilişkisinde nasıl davranacağı konusunda bilgiler alan bir çocuk yetkin, ilgili bir rehberle birlikte olmanın güvenini yaşar.
- Koruyan baba: Bir çocuğun gelişimi için; babası tarafından korunduğunu bilmek, fiziksel olarak bakım verilmesi, güvenli bir duygusal ve fiziksel atmosferin içinde olmak, gerektiğinde sınır ve kural koyan bir babayı hissetmek son derece değerlidir.
- Destekleyen baba: Koruyan baba kadar, denemesi, öğrenmesi, başarısızlıkları sonrası onu anlayan destekleyen, cesaretlendiren bir baba da gerekir. Böylece çocuk kendisi gibi olma hakkı, hata yapma izni olduğunu ve sorumluluk almayı öğrenebilecektir.
Her yaşta babalık
Çocuğun gelişimine göre her yaşta babalık biraz değişir, değişmelidir. Bebeklik, erken çocukluk, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde babalığa bakışınızın ve becerilerinizin çeşitlenmesi çok hayırlıdır.
0-6 yaş: Bebekken gazını çıkaran, altını değiştiren, uyutan, ona sarılan, ille de sevgisini gösteren baba erken çocukluk dönemi için sağlam temelleri atmıştır. Erken çocukluk dönemi yani 3-6 yaş arasında baba olarak çocuğunuzun dünyayı keşfine tanıklık etmek ve ona güvenli keşif alanları sunmanız, mutlaka onunla oynamanız, gezmeniz, onun öğrenmesini ve sizinle yakın ilişki kurmasını sağlayacaktır.
7-11 yaş: Çocukluk döneminde ise baba; çocuğun arkadaşlık kurmasını destekleyen, becerilerini, spor, sanat, vb. ilgilerini takip eden, fırsatlar sunan, okuldaki öğretmeni, sevdiği dersleri bilen, yine onunla oynayan, iyi sohbet eden kişidir.
12-18 yaş: Ergen babası ise öncelikle sabırlı olmayı ve iyi gözlem yapmayı öğrenmelidir. Çünkü ergen size anlamsız, saçma gelen birçok girişimde bulunabilir, acılarını ve sevinçlerini sizden bağımsız yaşamayı seçebilir. Ama eninde sonunda sizin orada olduğunuzu ve kabul ediciliğinizi bilirse size gelir, danışır. Yani sabretmek, önyargısız dinlemek, onu korumak ve desteklemek için hazır olduğunuzu göstermek her dönemde önemlidir ama ergenlik döneminde daha da önemlidir. Çünkü baba olarak en çok öğrenme ve eğlenme fırsatını çocuğunuzun ergenlik döneminde yaşarsınız.
Görüldüğü gibi babalık değişen, dönüşen sizi hep yaşamda tutan bir yaşam şeklidir. Tüm bunları yaparken babanın eğlenceli, yaşam dolu olması çok önemlidir. Eğlenceli, yaşam dolu olmak için ise baba olarak sizin kendi yaşamınız, ilgi alanlarınız olması gerekir. Yaşamlarını sadece çocuklarına adayan babaların bir süre sonra çocukları için sıkıcı, zorlayıcı olduklarını görüyoruz genellikle. Bu nedenle naçizane önerim sizin kendinize iyi bakmanız, spor, sanat, doğa, arkadaşlarınızla ilgilenmeniz. Böylece çocuğunuz için cazip, eğlenceli, becerikli, güven veren bir baba olma olasılığınız artar. Baba olarak çocuğunuzla böyle ilişki kurmanız daha da önemlisi onun zihninde böyle kalmanız, sizden sonra da onun yaşamına katkı sağlamanız anlamına gelecektir.
Baba Adamın Yükleri ve Keyifleri
SERKAN KAHYAOĞLU, Klinik Psikolog
Erkeklerin dünyasında baba olmak büyük bir değişimdir. Baba olmaya hazırlanan bir arkadaşım “en az 25 yıllık bir kontrat” demişti. Ben baba olduğumda çok daha uzun bir kontrat olduğunu anlamıştım. Kontrat denince soğuk ve iş odaklı mecburiyetleri çağrıştırıyor olabilir ama tabii ki babalık harika bir yolculuk, dopdolu duygusal etkileşimlerin yaşandığı, size her an yaşadığınızı hissettiren bir maceradır aynı zamanda. Bir yaşamı doğumundan öncesinden itibaren takip etmek, büyüdüğünü görmek, sizin şefkatinize karşılık verdiğini hissetmek, gazını çıkarmak, altını değiştirmek, giydirmek, beslemek, ilk kelimesini duymak, yürüdüğünü görmek, okumasına, diplomalarına, aşklarına ve aşk acılarına şahit olmak, size akıl vermesine, sizi korumasına, size küsmesine “maruz” kalmak büyük gelişim fırsatları değil mi? Hangi kitap, film hatta ilişki size bu kadar zengin öğrenme ve hissetme deneyimi sunabilir? Belki baba olmanın kaçınılmaz kusuru “bir yaşamdan sorumlu tutulmak” ama büyük onuru ve heyecanı “o yaşamın kendi sorumluluğunu almasına şahit olmak” denebilir.
Babalıkta birinci engel: Erkeklik rolleri
Böyle bakınca babalığın ve tabii ki ebeveynliğin iki ucu söz konusu edilebilir. Mecburi, sıkıcı, yorucu görevlerle, özelleşmiş, heyecan verici, öğrenilen/öğretilen etkileşim arasında gidip gelinen iki uçtan bahsedebiliriz. Bazen babalar onlara öğretilen, öğrendikleri “erkeklik” arızaları nedeniyle birinci uca sıkışabilir. Örneğin geleneksel erkeklik rolleri; “erkek adam ağlamaz, korkmaz, yarışır ve önde bitirir, evini/ailesini, sevgilisini korur, kontrol eder, güçlü olur, para kazanır, eşini çalıştırmaz, eşi çalışıyorsa mutlaka ondan daha fazla kazanır, acısını derdini söylemez vb…” kalıplarıyla büyür. Bunlara maruz kalınca ya da bunları “erkeklik” diye sahiplenip kişiliğine alınca bir adamın “şefkatini, sevgisini, acısını, derdini göstermek, karşılıklı ve yakın ilişki kurmak, bakım vermek” gibi becerileri öğrenmesi çok zor olur.Birçok erkeğin; sevişmenin karşılıklı, şefkat alışverişinin yaşamsal olduğunu öğrenmesinin uzun yıllar aldığını biliyoruz. Ezberlenen, “yutturulan” bu erkeklik rolü bir erkeğin ilişkilerinde yalnız kalmasına, acılarını hep içine atmasına, öfkesini sıklıkla saldırganlığa, güç gösterisine çevirmesine, yol açabilir. Sevgililerine yaşattıklarını saymak ise sayfalar alır. Kısaca gerçek ve yakın bir ilişki kurmanın önünde böyle bir erkeklik ya da bu erkeklikten izler büyük engeller oluşturur. Oysa iyi ve yeterli bir babalık tüm gerçek ilişkiler gibi ama belki de daha fazla yakın, anlayan, anlatan, öğreten, öğrenen bir ilişki ister.
Değişim için bir fırsat olarak babalık:
Bir an için yukarıda tarif edilen erkeğin baba olduğunu düşünelim. Sudan çıkmış balığa dönmez mi? Çünkü bakım isteyen, en az iki saatte bir uyanan, sıkça acıkan, gazı gelen bir sevimli yaratık ilgi beklemektedir. Ama “baba”da böyle bir donanım yoktur. Bir yandan da bir şekilde onunla ilişki kurmayı istemektedir. Çünkü araştırmalar babaların %92’sinin çocukları çok sevdikleri için baba olmak istediğini belirtiyor. Bu duruma bir kriz olarak bakmak yerine bir fırsat olarak bakmak da mümkün. Çocukları sevme motivasyonu nedeniyle baba olan bir erkeğin; bakım vermeyi, dinlemeyi, kendini anlatmayı, çocuğuna öğretmeyi, ondan öğrenmeyi ve bunun gibi birçok beceriyi öğrenerek değişmeye en açık dönemde olduğunu birçok örnekte görebiliyoruz. Örneğin bir baba “kızımın yanında kullandığım kelimelere dikkat ediyorum” bir başka baba “hayatta beceremem sanıyordum ama bebeğimizi yıkadığımda kendimle gurur duymuştum” demişti. Böyle babaların çocukları ergen yaşa geldiklerinde ise şöyle paylaşımlarını duymuştum: “Görüyorum o oğlana aşık, acı çekiyor dayanamıyorum konuşayım diyorum ama sabrediyorum. Gelip bana anlatınca dertleşiyoruz, bana fikrimi soruyor, bana başkasına değil.” “O sınavı kazanamayınca bize karşı nasıl mahçup olduğunu gözlerinden anladım ve ona sıkıca sarıldım ve senin canın sağ olsun dedim.” Bu örneklerdeki babaların hemen hepsi farklı kelimelerle çocuklarıyla kurdukları yakın ve karşılıklı ilişkinin, kendilerini değiştirdiğini, ilişki becerilerini geliştirdiğini, çocuklarından öğrendiklerini ve sadece var oldukları için bile onlarla gurur duyduklarını belirtmişlerdir. Bir diğer önemli nokta bir baba için çocuğunun başkasına değil de gelip ona anlatabilmesi olsa gerek. Tabii ki bunları öğrenmek için illa baba olmak ya da baba olmayı beklemek gerekmez.
Babalık ne zaman öğrenilir?
Peki babalık ne zaman öğrenilir? Aslına bakarsanız babalık doğmadan önce öğrenilmeye başlanır. Bir çocuğun babası, kendi babasından, annesinden, onu her kim büyütmüşse ondan öğrendiklerini gördüklerini çocuğuna yansıtır. Çocuk da babasının davranışlarına hem maruz kalarak hem de onu modelleyerek öğrenir. Dolayısıyla nesilden nesile geçen bir babalık söz konusudur. Bu geçenlerin bir kısmının zehirli olduğunu bir kısmının ise babalık yaparken çok işlevsel olduğunu düşünebiliriz. Örneğin yukarıda anlatılan erkeklik rolleri ne babalıkta ne bir romantik bir ilişkide ya da arkadaşlıkta işe yarar. Öte yandan anadan, atadan, dededen kalan “hak etmediğini isteme, emeğinle kazan, göz hakkı, elinde bir yiyecek varsa paylaşmayı teklif et” gibi ilkeler babalık için değerli miraslardır.
Babalık öğrenilen bir beceri ve yaşam şeklidir.
Babalık kişiliğimizi rafine etmemiz, inceltmemiz gereken, çocuktan, çevreden, çocuğun annesinden, geçmişten, şimdiden, gelecekten açık fikirli olarak öğrenilmesi gereken bir yaşam şeklidir. Öğrenmeye ve merak etmeye açık olmak bir babanın kişiliği için çok değerlidir. Bu sayede çocuğu için cazip bir baba olma fırsatını yakalar. Çünkü tüm insanlar gibi çocuklar da kendine özgü olan insanları çekici bulur. Yine çocuklar tüm insanlar gibi onlara “kendi gibi olma” fırsatını veren hatta buna cesaretlendiren insanları, sever. Bu kişi babası olunca tadından yenmez tabii. Özetle iyi baba, kendisi yaşamdan keyif alan, eğlenceli, duygularını paylaşabilen ve çocuğunun yanında ona güven veren kişidir.
Her yaşta babalık biraz değişir, değişmelidir. Bebeklik, erken çocukluk, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde babalığa bakışınızın ve becerilerinizin çeşitlenmesi çok hayırlıdır. Bebekken gazını çıkaran, altını değiştiren, uyutan, ona sarılan, ille de sevgisini gösteren baba erken çocukluk dönemi için sağlam temelleri atmıştır. Erken çocukluk dönemi yani 3-6 yaş arasında baba olarak çocuğunuzun dünyayı keşfine tanıklık etmek ve ona güvenli keşif alanları sunmanız, mutlaka onunla oynamanız, gezmeniz, onun öğrenmesini ve sizinle yakın ilişki kurmasını sağlayacaktır. Çocukluk döneminde ise baba; çocuğun arkadaşlık kurmasını destekleyen, becerilerini, spor, sanat, vb. ilgilerini takip eden, fırsatlar sunan, okuldaki öğretmeni, sevdiği dersleri bilen, yine onunla oynayan, iyi sohbet eden adamdır. Ergen babası ise öncelikle sabırlı olmayı ve iyi gözlem yapmayı öğrenmelidir. Çünkü ergen size anlamsız, saçma gelen birçok girişimde bulunabilir, acılarını ve sevinçlerini sizden bağımsız yaşamayı seçebilir. Ama eninde sonunda sizin orada olduğunuzu ve kabul ediciliğinizi bilirse size gelir, danışır. Yani sabretmek, önyargısız dinlemek, onu korumak ve desteklemek için hazır olduğunuzu göstermek her dönemde önemlidir ama ergenlik döneminde daha da önemlidir. Çünkü baba olarak en çok öğrenme ve eğlenme fırsatını çocuğunuzun ergenlik döneminde yaşarsınız.
Görüldüğü gibi babalık değişen, dönüşen sizi hep yaşamda tutan bir yaşam şeklidir. Bu sayede çocuğunuzla yakın, gelişen, değişen bir ilişki kurmanız mümkündür.
Çocuğunuzun sizi nasıl hatırlamasını istersiniz?
Babalara “babanızı nasıl hatırlıyorsunuz?” sorusu sorulduğunda hemen her baba yaşadıkları yakın anıları ve babasının genel tutumunu hatırlamaktadır. Bazıları “hatırlatma o adamı bana, her şeyime karışır, eleştirmekten başka bir şey yapmazdı” demektedir. Öte yandan “maçıma gelirdi, geceleri kaçamak gezmeler yapardık, bana okuduğu masallar hala aklımda ben de kızıma/oğluma okuyorum, üzüntümü de sevincimi de konuşurduk, karnemdeki zayıfları konuşabilirdik, beni çok iyi dinlerdi” gibi paylaşımlar büyük bir mutlulukla hatırlanıyor.
Sizin de çocuğunuzun yaşamında eğlenceli, iyi dinleyen, destek olan, öğrenen, öğreten, rehber olan, güven veren bir baba olarak hatırlanma fırsatınız var. Belki zaten bunları yapıyorsunuz ve böyle hatırlanacaksınız belki bir kısmına şimdi başlayabilirsiniz.
Unutmayın, eğlenceli ve güven veren bir baba olmak için çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun her gün yeni bir başlangıçtır.
