SELİN ATEŞ, Klinik Psikolog
Yetişkin dünyasının güçlükleri saymakla bitmiyor, günlük hayatın getirdiklerinin yanı sıra her gün dört bir yandan zorlu haberler yayılıyor. Ekonomik kriz, savaşlar, kadın cinayetleri ve her gün telefonlara düşen bin bir felaket haberleri… Bir yetişkin ve ebeveyn olarak belki sırtınızda tüm bunlarla işe gitmeye, sosyalleşmeye, sorumluluklarınızı yerine getirmeye devam ediyor, kimi zaman tıpkı bir makine gibi durmaksızın işliyorsunuz. Yorucu ve türlü uyaranla mücadele ettiğiniz bir günün sonunda eve varıp kılıçlarınızı ve zırhlarınızı çıkardığınızda küçücük bir an, bir nefes, oturduğunuz koltukta gözleriniz karşıdaki boş duvarla buluşuveriyor. Zihninizde gün boyu okuduğunuz kötü haberler bir bir “Buradayız” derken gözlerinize dalgın bakışlar yerleşmeye hazırlanıyor. Nitekim aniden içeriden bir ses geliyor…
“Boyalarım neredeee?!!”
“Acıktııııım”
İçinde yaşadığımız gürültülü ve yorucu dünya, gelecek kaygısı, ekonomik belirsizlikler karşısında vücudunuz kenara çekilip adeta ruhunuzu nadasa almaya ihtiyaç duyarken, ebeveynlik tüm bu bitkinliğe, tükenmişliğe, hatta çaresizliğe rağmen harekete geçmeyi gerektirebilir. Örneğin, o gün eve döndüğünüzde çocuğunuz; karnını doyurmanız, ilgilenmeniz, dinlemeniz ve hatta bazen stresini yatıştırmanızı bekleyen hevesli gözlerle sizi karşılamış olabilir. Siz yorgun ruhunuzu o gün bir kenarda dinlendirmek isterken, bu heves dolu gözler için sahneye harika bir marketçilik, denizaltıcılık ya da dinozorculuk koymanız gerekebilir.
Kronik stres ve donma tepkisi
Kronik stres, sinir sistemini uzun süreli bir alarm hâlinde tutar. Bunu şöyle hayal etmek mümkündür: kapınıza taktırdığınız alarm bir akşam aniden çalarsa çok panik olur, yardım çağırır, evinizi ve kendinizi korumaya çalışabilirsiniz. Fakat alarm her gün ve her saniye çalıyor ise, artık evinizin güvenliğine dair algınız zedelenebilir; kendinizi sürekli tehdit ve tehlike altında hissedebilirsiniz. Bu durumda sinir sistemi ya aşırı uyarılarak sürekli bir panik hâli deneyimler ya da donma tepkisi vererek içine kapanır. Donma tepkisi aynı anda birçok sekmenin açık olduğu bir ekranın donakalması gibidir. Beden işlemeye devam eder, fakat beyin yetişemez. Yorgunluk, enerji seviyesinde düşüş, tahammülün azalması ve sosyal ilgisizlik görülebilirken, kişi kendini sık sık gözleri bir yere dalmış hâlde bulabilir.
Tüm bu duygularla çocuğunuzun neşesine, ilgisine ve ihtiyaçlarına yanıt verebilmek kolay bir sorumluluk değildir. Bir yanınız onun heyecanına ve hevesine katılmayı gerçekten çok isterken diğer yanınız bu enerjiyi bulmakta güçlük çekebilir. Çocuğun yoğun duygularını, öfke patlamalarını ya da günlük huysuzluklarını karşılamak ebeveynin duygusal kapasitesini her zaman olduğundan daha çok zorlayabilir. Bu noktada, ebeveynin omuzlarına bir de “İyi, yeterli bir ebeveyn değilim!” düşüncelerinin suçluluğu eklenebilir.
Çocukların döngüsü
Çocuklar ise özellikle erken çocuklukta ebeveynin duygusu, ruh hâlini sezgisel olarak algılar ve adeta “koklar”. Bu durum, ebeveynler ve çocuklar arasında bir döngü yaratabilir. Çünkü çocuklar boşlukları kendileri tamamlama ve durumları kendilerine göre yorumlama eğilimine sahiptirler. Bu da ebeveynde hızla fark ettiği dalgınlık, hüzün ya da geri çekilmeyi kendi üzerine alınmakla ve suçlu hissetmekle sonuçlanabilir. Ebeveyndeki farklılığı hisseden çocuk, kaygıya kapılabilir. Özetle, çocuğun suçluluk ya da kaygı hislerini huzursuzlanarak ifade etmesi olasıdır. Bu döngüyü ebeveynler “Ne zaman kötü hissetsem muhakkak o günü bulur!” gibi cümlelerle ifade edebilirler.
“Sahte” değil “mevcut” ebeveyn
Birçok ebeveyn, bu döngü içerisinden duygusunu gizleyerek ya da enerjikmiş gibi yaparak çıkmaya çalışabilir. Fakat çocuklar genellikle hangi duygunun içten, hangisinin “mış” gibi olduğunu anlarlar. Burada çocukların mükemmel ebeveynlere değil, gerçek ebeveynlere ihtiyaçları olduğunu hatırlamak yardımcı olabilir. Önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi (bkz. “İyi, Kötü, Gerçek Ebeveyn”) “yeterince-iyi ebeveyn” olunan anlar kadar “yeterince-kötü ebeveyn” olmak da çocukların gelişimine katkı sağlar. Bu anlar, hayatın inişleri ve çıkışları olabileceğini, bunlarla baş edilebileceğini hatırlamak için önemlidir. Çocuklar “mükemmel” değil, gerçek ebeveynlere ihtiyaç duyarlar.
Zihin dalıp giderken çocuklara eşlik etmek
Gözlerinizin sık sık dalması eğilimi, bedeninizin ve zihninizin biraz bakıma ihtiyacı olduğunun habercisi olabilir. Peki, henüz bu ihtiyacınızı karşılayabilme, kendinize biraz zaman ayırabilme ve size iyi gelenleri yapabilme fırsatınız yoksa? O gün eve geldiğinizde bu yorgun ve bitkin hâlinizle çocuğunuza nasıl eşlik edebilirsiniz?
- Özşefkat: Kendinize göstereceğiniz şefkat, çocuğunuza göstereceğiniz şefkatin ilk aşamasıdır. Bazen sadece o günü tamamlayabildiğiniz için tebriği hak edersiniz.
- Yaşa uygun şeffaflık: Sizde neyin ve neden farklı olduğunu bilmek, aslında çocuğunuzun boşlukları kendince doldurup kendini suçlama eğiliminin önüne geçecektir. “Bugün benim için biraz yorucu geçti, canımı sıkan bazı haberler aldım. Bunların hiçbiri seninle ilgili değil. Sadece biraz yorgun hissediyorum, bu yüzden seninle daha sakin oyunlar oynayabileceğim.” gibi sade ve net açıklamalar onun zihnindeki soru işaretlerini dindirmek için etkili olabilir.
- Dingin oyunlar: Böyle zamanlarda çocuğunuza kendi enerji seviyenize uygun oyunlar önerebilirsiniz. Bu size oturduğunuz veya uzandığınız yerden sakince çocuğunuza eşlik etme imkânı verebilir.
- “Doktorculuk, kuaförcülük”: Bu oyunda sizin daha pasif bir rolde sabit olarak oyuna eşlik etmenize yardımcı olur. Siz uzanırken/otururken doktor/kuaför çalışabilir.
- “Sırtıma resim çiz”: Siz sabit dururken çocuğunuz sırtınıza bir resim çizebilir, siz de onu tahmin edebilirsiniz. Bu sıra sonra değişebilir. Bu oyun, hem düşük fiziksel hareket hem de nazik bir temas içerdiğinden rahatlatıcı bir etki yaratabilir.
- Kutu oyunları: Basit kutu oyunları, ortak dikkat alanı da yarattığından, sizin sakince oyuna eşlik etmenize izin verir. Özellikle daha yorgun, bitkin hissettiğiniz günlerde, çocuğunuzun sizin yerinize zar atma ya da oynama gibi isteklerine de izin verebilirsiniz.
- Ritmik ve tekrarlı oyunlar: Oturduğunuz yerden birbirinize top yuvarlama, siz sabit bir noktadan (belki oturduğunuz yerden) top atarken çocuğunuzun kaleci olduğu top oyunları ya da blok dizme, lego gibi tek bir kuralla devam eden oyunlar çocuğunuzun ilgisini aktif tutarken size sakin bir alan sağlayabilir.
- Paralel etkinlik: Bir aktiviteyi yan yana ama ayrı olarak sürdürebilirsiniz. Bu örneğin, yan yana hamur oynamak, resim yapmak ya da çocuğunuz oynarken sizin yalnızca yanında oturarak onu takip etmeniz olabilir.
- Gündelik aktiviteler: “Birliktelik” oyun oynamakla sınırlı değildir. Örneğin, çocuğunuza ev içi işlere eşlik etme fırsatı verebilir, onun hareket etmesini, farklı beceriler kazanmasını sağlayabilir, sorumluluk almasını destekleyebilirsiniz.
- Müzik/dans: Çocuğunuzla müzik açıp serbestçe dans etmeyi ya da sadece olduğunuz yerde salınmayı deneyebilirsiniz.
- Ekransız zaman: Ekranın çocukların dikkat ve duygu düzenlemesine etkisini bolca konuşuluyor ve tartışılıyor. Belirtilen tüm bu etkiler, yetişkinler için de geçerlidir. Kaygılı olduğunuz zamanlarda telefona, tablete, bilgisayara yoğun maruz kalmak kaygıyı artırabilirken ekranlardan bir süre uzak kalmak ruhunuzun mola almasına yardımcı olabilir.
- Kendi sisteminizi düzenlemek: Çocuğunuza eşlik etmenin örnekleri çoğaltılabilir, fakat burada kritik olan ebeveynin kendine bakım verebilme yollarını mevcut koşulları içerisinde yaratabilmesi ya da en yakın zamanı planlayabilmesidir. Bu kimi zaman çocuğunuz uyurken içilen bir kahve, bir telefon konuşması ya da sadece öylece durup dışarıyı seyretmek olabilir.
Unutmayın ki düşen bir uçaktaysanız, maskeyi kendinize takmadan çocuğunuzla ilgilenemezsiniz.
Zor zamanların, savaşların geride kaldığı, hiçbir çocuğun ebeveynlerinden kopmadığı, oyun ve neşeyle büyüdükleri bir dünya dileklerimle…
