SERKAN KAHYAOĞLU, Klinik Psikolog
Ne kadar çok şiddet var ve ne kadar çok güvene ihtiyaç duyuyoruz bugünlerde. Sadece son bir ay içinde İstanbul’da bir öğrenci öğretmenini öldürdü, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta arka arkaya okul saldırıları oldu. Birikmiş ve kontrolsüz bir öfkenin yıkıcı bir şiddete dönüşmüş halini yakından yaşadık.
Herkes Kendi Gerçeğini Anlatır
Bu şiddet olaylarına Transaksiyonel Analiz (TA) açısından bakarsak üçüncü derece ve çok taraflı güç oyunları sergilendi. Taraflar, saldırıyı yapan çocuklar, saldırıya uğrayanlar, sonradan durum tespiti yapanlar, olay sonrası birbirlerine akıl verenler, olay öncesi işini yapmayıp sonradan bahane üretenler güç oyunun oyuncularıydı. Şiddet bulaşıcı bir psikolojik/güç oyunu olduğu için çok kişi de bu olayların ardından aşırı kestirmeci, sert etiketlemeler, yargılamalar, tespitler, çözüm önerileri sundu. Sorun tanımlandı: “Bu çocukların aileleri kötü, zaten LGBTİ eğilimleri varmış, otizmliymiş, mafya dizilerinden hep bunlar, şiddet dolu dijital oyunlar, sosyal medya, bunlar çocuk değil, vb.…” Çözümler sunuldu: “Bunları tecrit edeceksin, oyunları, dizileri yasaklayacaksın, okullara polisleri, X ray cihazları koyacaksın, böyle tuhaf çocukları başka yere alacaksın, büyük cezalar vereceksin, bak bakalım oluyor mu bir daha!!!”. Ne kadar da kendini rahatlamak için çocuksu, tek yönlü ifadeler değil mi?
Peki TA’ya Göre Olan Biten Ne?
TA’da sık sık söylediğimiz gibi aşırı kaygı zamanlarında insanlar yaşam senaryolarına, Çocuk Ego Durumlarındaki çocukken kaydettikleri çarelerine dönerler. Yani aşırı kaygı “Yetişkin”i devre dışı bırakır. Böyle olunca da kocaman insan görünümlü çocuklarla karşılaşırız. Oysa biliyoruz ki böylesine büyük şiddet olayları, saldırılar birçok etkenin, duygunun, düşüncenin bir araya gelmesi, kontrolsüz, düzensiz birikmesi sonucu oluşur. TA ile bakarsak şiddeti uygulayan, saldıran kişi uzun zamandır, yeterli, kaliteli, içten kabul iletisi alamamıştır. TA’da Kabul iletisi (Eric Berne’in orijinal ifadesiyle stroke) bir kişinin yaptıkları (eylemleri) ve varoluşuyla (kişiliği) ile fark edilmesi olarak tanımlanır. İdealde çocuklar büyürken ve yetişkin olduklarında ilişkilerinde kabul iletisi alışverişini ilişkilerinde kendilerini ve diğerlerini besleyebilen şekilde alabildiklerinde işler yolunda gider. Çünkü hem yaptıkları ile etkili hem de varoluşlarıyla değerli hissederler. Ama insanlar kişiliklerinin ve davranışlarının değerli ve etkili olduğuna ilişkin yeterli ve tatmin edici kabul iletisi alamazlarsa kabul iletisi açlığı çekerler. Eric Berne’e göre yeterince kabul iletisi alamayan insanların omuriliklerinde incinme olduğunu söyler (nörolojik araştırmalar bunu doğruluyor). Dolayısıyla bu gibi saldırıları yapan kişilerin değerli ve etkili görebilmek için gerekli psikososyal beslenmeyi alamamış ya da bunu nasıl alacaklarını öğrenememişlerdir. Diğer bir deyişle bu gibi saldırıları yapan kişiler bir ilişki içinde kendisi ve diğerleri için yapıcı/üretken, karşılıklı ve eşitlikçi kabul iletisi alışverişi becerisini geliştirememişlerdir. Tam tersine ve psikolojik olarak ölmemek için eksik, yıkıcı, hınç ve haset dolu, tek yönlü (her şey bana karşı, bana rağmen, onlar ve ben/biz) bir kabul iletisi alışverişini razı olmak zorunda kalmışlardır. Bunun sonucu olarak ise kişi TA’ya göre bir bir sorunu çözememe davranışı olan yetersizleştirme davranışını üretir. Yetersizleştirme içe doğru bir şiddet olduğunda hastalanma, delirme gibi sağlık sorunları olarak görülürken dışarıya doğru olduğunda şiddet olarak görülür. Şiddet üçüncü derece sert bir güç oyunudur ve hastane, hapishane ve mezarlıkta son bulur.
Nedir Bunun Bedeli?
Bu olaylar bir tane bile olsa yeterince önemli ve korkutucu. Ama daha büyük ve korkutucu olan şiddetin yaygınlaşması, şiddete şiddetle cevap verilmesi gerektiğine inanan, herkesin gücü yettiğince ceza kesebileceğine/kesmesi gerektiğine inanması, bunu yapamıyorsa -hatta yapabilse bile hınç/nefret biriktirmesi. Yani bunun bir kültür, geçer akçe olması. Bütün bunlar neye yol açar dersiniz? Büyük bir güvensizliğe, güven duygusunun kaybolmasına, kurallara ve düzene inanmamaya ve bunların doğal sonucu olarak hep bir korku ve tedirginlik içinde yaşamaya. Süreğen bir güvensizlik hali ilkel savunmalarımıza ve Çocuk Ego Durumumuzdaki yanılsamalarımıza dönmemize yol açar. Yani sezgisel, düşünmeyen, anlamayan, analiz etmeyen, edemeyen, doğru/yanlış, bir/sıfır mantığıyla hareket eden kolaycı ve ayrımcı çözümlerin mümkün olduğu yanılgısıyla hareket ederiz. Böyle olunca da birbirini duyan, anlayan Yetişkinler değil birbirine bağıran, isyan eden Ebeveynler ve Çocuklar konuşur.
Neden Şiddet ve Güvensizlik Bu Kadar Yaygın?
PEW Research Center (PEW)’in 25 ülkede 28.333 yetişkinin katılımıyla yaptığı bireylerin toplumdaki diğer bireyleri ne kadar ahlaklı ve etik değerlere bağlı gördüklerini sorguladığı araştırmaya göre ülkemiz sondan ikinci sırada yer almakta, ne yazık ki…[1] Birinci sırada ise Amerika Birleşik Devletleri var. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye toplumunda bireylerin sadece %51’i diğer insanların ahlaki normlarına ve etik tutumuna güveniyor. Kısaca toplumda ciddi bir güvensizlik durumu söz konusu. Bu durumu sokakta, eğitimlerde, terapi odasında hatta arkadaşlık ilişkilerinde bile görmek mümkün. TA üzerinden baktığımızda ise güvensizlik ve şiddetin oluşmasına yol açan nedenleri şöyle sıralamak mümkün:
- Kabul iletisi açlığı: Eğer çocuğun erken yaşlardan itibaren fark edilme, önemsenme, dikkate alınma ve bağ kurma ihtiyacı sürekli olarak göz ardı ediliyorsa, dışlanıyorsa, büyürken çocuk bir gruba dahil, ait olma becerisi geliştiremiyorsa şiddet/saldırganlık ya da aşırı depresyon, psikolojik gerileme gibi sonuçları olabilir. Bu bağlamda başka bir risk kabul iletisi alma kaynaklarının fakir olmasıdır. Çocuk/ergen/yetişkin sadece bir kişi, bir olgu (dijital oyunlar ya da tek bir etkinlik) ile ilişki kurarak kabul iletisi alabiliyorsa ruhsal olarak beslenmesi riski altındadır.
- Yaşam senaryosunun yıkıcılığında takılı kalmak: “Bu hayatta beni kimse sevmedi, sevilecek kadar çekici değilim, dünya ve insanlar zalim, adaletsiz, madem onlar beni anlamadı ben de onlara gösteririm” gibi yanılsamalı, izole bir yaşam algısı şiddet üretebilir. TA, “trans (geçiş) + action (eylem)” den ismini alır. Yani ilişkiden herkes bir şey alır. Ama yukarıda örneklediğim -muhtemelen saldırganların sahip olduğu- yaşam inançları sürdürülebilir bir ilişki, alışveriş olmadığını, olamadığını gö Bence çok konuşulan ve böyle saldırıları üreten İNCEL kültürü de izole edilmenin yarattığı intikam ve hınç duygularının sonucu gibi görünüyor.
- Psikolojik oyunların yanılgıları: Şiddet bildiğiniz gibi çok türlüdür. Sözel, fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik, ayrımcı şiddet vd… Psikolojik oyunlar insanların yaşamı, kendilerini ve diğerlerini görmek istedikleri gibi görmelerine yol açar. Şiddet üretenler hem şiddet üretebildikleri için hem de buna hakları olduğunu zannettikleri için saldırganca davranırlar. Çünkü onlar ayrıcalıklıdır ya da haksızlığa uğramışlardır, onlar diğerlerine hadlerini bildirmelidir. Bakın hep tek yönlü, kendisi üzerinden, kendisi için, sadece kendisini düşünerek. Bu algının değişimi için bir müdahale olmadığında şiddet ve saldırganlık pekişir. Oysa madalyonun öteki yüzünde -özellikle çocuklar ve ergenler- için ama yetişkinler için de “ne olur beni de sevin, aranıza alın” çığlığı vardır. Ve fakat bunu nasıl yapacağını bilemez kişi…
- Yetersizleştirme: TA’da bir sorunu çözmeme olarak tanımlanan “Pasiflik (Edilgenlik) Davranışları kavramının bir alt başlığı yetersizleştirmedir. Kişi yetersizleştirmede ya hastalanarak kendine ya da ötekine saldırarak diğerlerine şiddet üretir. Çünkü diğerini, kendini ve ortamı anlayarak bir sorun çözme becerisini etkin, yetkin bir Yetişkin gibi kullanma becerisini edinememiştir.
- Otantik duygular yerine sahte (raket) duygular yönetimdedir: İsteklerimiz ve duygularımızı rahatça ifade edip duyguların altındaki ihtiyaçlar karşılanmazsa bazı sonuçları olur. Bunlardan biri yer değiştirmedir. Yani üzüntünüz öfkeye, korkunuz üzüntüye döner ve size ne olduğunu anlamadan kendinizden uzaklaşır ve anlaşılmamış ve dışarda kalmış hissedebilirsiniz. Diğer bir sonuç sadece bazı durumlarda duygunuza izin verilirse değersiz ve önemsiz hissedebilirsiniz. Ya içine ya da dışarı doğru patlayabilirsiniz. Başka bir sahte duygu yaşama durumu duygunun bir kısmının görülmesi diğer kısımlarının göz ardı edilmesidir. Masadan aç kalkmak gibidir. Hep yarım kalma hissi içinde olursunuz. Tüm bunlar sürekli olduğunda ilişkilerden, gerçeklerden kopmaya yol açabilir. Bu süreç çocuklarda ve ergenlerde çok daha yıkıcı yaşanabilir.
Ne yapmalı Nasıl Yapmalı?
TA bütüncül bir yaklaşım olduğu için sorunları tanımlarken çözümler için de ipuçları üretir. Kısa çözüm ihtiyaçların duyguların açıkça konuşulduğu ve karşılıklılığın sağlandığı ilişkiler kurabilmektir. Saldırganlık, şiddet üzerinden bakarsak şiddetin panzehirinin GÜVEN olduğunu bilmek ve sürdürülebilir güven kanalları oluşturmak gerekir. Birkaç küçük TA çözümü ise şöyle:
- Çocuklar ve ergenler için öncelikli olarak ama yetişkinler için de kabul iletisi repertuarını genişletmek. Dünya kocaman bir yer ve fırsatlar ve kaynaklara gönlümüzü ve aklımızı açalım, dahası deneyelim.
- Geçmişin yanılsamaları ve tek yönlü düşünme, inanç kısıtlarıyla değil “şimdi ve burada”nın Yetişkiniyle düşünmek zihnimizi ve ruhumuzu gerçekle yüzleşen umutlu bir iradeye, sorumluluk alabilen bireylere dönüştürebilir. Gramschi’nin dediği gibi “aklımızı kötümser, irademizi umutlu” kılmalıyız. TA’nın “Bütünleşmiş Yetişkini” buna son derece katılır.
- Benim, senin, onun, herkesin duyguları değerlidir. Gerçek ve samimi ilişki için açıkça ve özgürce konuşabilmeliyiz, istemeli ve verebilmeliyiz. Otantik olmayı göze alabilmeliyiz.
- Sadece niyet yetmez becerileri de geliştirebilmeliyiz. Sorunları göz ardı eden değil çözen Yetişkin olmak ve ustalık kazanmak için emek gerekir.
- Son olarak kurban, zalim, kurtarıcı olmak yerine koruyan, destekleyen, kaynakları kullanan bir akılla özerk bireyler olarak ilişki kurmak işe yarar.
Barıştan yana olanların umutlarını ve eylemlerini güçlendirdikleri günler yaşama dileklerimle…
[1] https://www.pewresearch.org/wp-content/uploads/sites/20/2026/03/pr_2026.03.05_international-morality_report.pdf