Travmatik toplumsal olaylar, ebeveynler için oldukça zorlayıcı olabilir. Çünkü yetişkinler, hem bu olayların kendi üzerlerindeki etkileriyle baş etmeye çalışırken, hem de çocuklarının yaşananları anlamlandırmasına destek olmak ve onların kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak
durumundadır. Çocuklar, travmayı işleyebilmek yani yaşadıkları duyguları anlamak ve bu duygularla baş edebilmek için bir yetişkinin rehberliğine ve kapsayıcılığına ihtiyaç duyarlar. Ülkemizde yaşanan okul saldırıları sonrasında da çocuklar korku, öfke gibi yoğun duygular
yaşayabilir; okula gitmek istemeyebilir ve güvenlik algıları zedelenebilir. Bu gibi durumlarda ebeveynlerin, öncelikle kendi duygu ve düşüncelerinin farkına varmaları, ardından çocuklarını desteklemeleri büyük önem taşır. Ebeveynler, yaşananları yakınları ve diğer ebeveynlerle
konuşarak, paylaşarak ve destek alarak anlamlandırabilir; aynı zamanda okullarıyla dayanışma içinde çocuklarına daha etkili destek sunabilirler. Travmatik deneyimler, çocuklar için ancak üzerine konuşulmasına ve düşünülmesine alan açıldığında işlenebilir.

ÇOCUKLARLA KONUŞMADAN ÖNCE
1. Adım: Ebeveynin İyilik Hali
Bakım verenler, bu tür şiddet olaylarından; geçmiş deneyimleri ve psikolojik sağlamlıkları doğrultusunda farklı şekillerde ve derecelerde etkilenebilirler. Yaşananlar sonrasında üzüntü, endişe, öfke gibi birçok duygu aynı anda hissedilebilir. Olayların okulları etkilemesi nedeniyle, çocukların güvenliğiyle ilgili kaygılar artabilir; çocuğun sorularına nasıl yanıt verileceğini bilememe, sistemsel eksikliklere öfke ve adalete duyulan güvensizlik gibi pek çok duygu ve düşünce ortaya çıkabilir. Bu tepkiler oldukça insani ve anlaşılırdır. Bununla birlikte, çocuklar travmatik deneyimler karşısında daha kırılgan ve çaresiz hissedebilirler. Bu nedenle ebeveynlerin sakin, tutarlı ve anlayışlı bir duruş sergilemesi çocukların bu süreçte ihtiyaç duyduğu desteği sağlayabilmek açısından önemlidir. Bu süreçte mümkün olduğunca sakinleşmeye çalışmak, kendi duygu ve düşüncelerinizin farkına varmak, çocuğunuza daha sağlıklı destek sunmanıza yardımcı olur. Kendinizi daha iyi hissetmek ve baş
etmekte zorlandığınız anlarda rahatlamak için Basic PH modelinden (bkz. Zor Durumlarla Baş Etme Becerileri) yararlanabilir ve size iyi gelen yöntemleri kullanabilirsiniz. Ayrıca yakınlarınızla konuşmak, ihtiyaç duyduğunuzda yardım istemek ve okul ile iş birliği içinde olmak—rehberlik servisi ve öğretmenlerle iletişime geçmek—bu süreci daha güçlü ve dengeli bir şekilde yönetmenize katkı sağlayabilir.

2. Adım: Ebeveynin Kapsayıcılığı
Çocuklarla konuşmaya başlamadan, konuyla ilgili kendi bakış açınızı gözden geçirmeniz oldukça önemlidir. Bu öz-değerlendirme çocuğunuza vereceğiniz sözlü, sözsüz tüm mesajların daha duyarlı, şefkatli, kapsayıcı olmasını sağlayabilir. Bu noktada kapsayıcı bir bakış açısı geliştirmek çocuklarla kurulan iletişimin daha güvenli ve destekleyici olmasına yardımcı olur. Çocuklar, yetişkinlerin olayları nasıl yorumladığını ve insanlara nasıl yaklaştığını dikkatle izler. Olayları tek bir nedene indirgemek ya da bazı kişileri hedef göstermek, çocukların kendilerini daha güvensiz hissetmelerine ve dünyayı daha tehditkar algılamalarına yol açabilir. Buna karşılık, kapsayıcı bir yaklaşım çocukların olayları daha
dengeli ve çok boyutlu değerlendirmelerine yardımcı olur.

● Çocuk hakların merkeze alarak düşüncelerinizi tekrar gözden geçirebilir, bu hakların “iyi-kötü normal-anormal” gibi kalıplarla tanımlanan çocuklar dahil, her bir çocuk için geçerli olduğunu kendinize hatırlatabilir, tüm çocukların korunma hakkı olduğunu aklınızda tutabilirsiniz.
● Var olan önyargılarınızı fark etmeye çalışmak, genelleyici, damgalayan, düşmanlık, nefret, şiddet barındıran söylemlerden uzaklaşmanızı kolaylaştırabilir. Cinsiyet, köken, dış görünüş, yaşam tarzı ya da kişilik özellikleri üzerinden hedef göstermeyi, şiddeti bilerek, bilmeyerek tekrar
üretme ihtimalini azaltabilir.
● Psikolojik zorluklar yaşamanın çocukları şiddete eğilimli yapmadığını kendinize hatırlatabilirsiniz. Ancak zorlanan ve ihtiyaç duyduğu desteği alamayan çocuklar, duygularını ifade edemediklerinde veya öfkeleriyle baş etmekte zorlandıklarında zarar verici davranışlara yönelebilir. Her çocuk, gerekli anlayış ve desteği gördüğünde okul gibi toplumsal ortamlarda güvenle yer alabilir.
● Şiddetin tanımı, yapısal, sistemsel, toplumsal boyutları, nasıl önlenebileceği gibi konular üzerine düşünmek, bilgi tazelemek, araştırma yapmak işlevseldir. Bütüncül (birçok etkeni dikkate alan) bir bakış açısı benimsemek anlamlıdır. Böylece tek neden, tek sonuç, tek doğru gibi eksik, sihirli
ilişkiler kurmak, tek bir suçluyu hedefe koymak gibi tuzaklara düşmek yerine daha kapsamlı düşünebilirsiniz.
● Farklı duyguları özellikle günlük yaşamda daha az hissettiğiniz, size çok da tanıdık gelmeyen duyguları da anlamaya çalışmak etkili olabilir. Duyguları iyi, kötü, doğru, yanlış, sağlıklı, sağlıksız gibi kalıplar içinde tanımlamak yerine tüm duyguların bir işlevi olduğunu, geçiciliğini, herkesin bu duygularla farklı şekillerde baş edebileceğini kendinize hatırlatabilirsiniz.
● İşlevsel/üretken bir umut geliştirebilirsiniz. Umut üzerine (bkz. Umut Üzerine) düşünmek, bu yaşananlara ve geleceğe bir anlam verebilmeniz, yarın yeniden başlayabilme gücünü içinizde bulabilmeniz ve çocuklara bunu aktarabilmeniz için değerlidir. Umut, “iyi düşün, iyi olsun”
demekten, içi boş dileklerden, mevcut durumdan kopuk beklentilerden daha fazlası olduğunda, gerçekçi ve anlamlı amaçlar belirleyebilmeyi, aktif bir çabayı, birlikte çözüm üreten bir eylemi sağladığında işlevsel olabilir.

3. Adım: Çocuğun Tepkilerini Fark Etmek
Okullarda meydana gelen şiddet olayları, çocuk ve ergenlerin dünyaya dair “güvenli ve öngörülebilir bir yer” algılarını ciddi şekilde sarsar. Çocukların gelişimsel düzeyleri, duygu düzenleme becerileri ve geçmiş deneyimleri gibi farklı faktörlere bağlı olarak bu olaylara verdikleri tepkiler de farklılık gösterebilir. Bu tepkiler çoğu zaman geçicidir; ancak ebeveynlerin bunları fark etmesi ve gözlemlemesi, çocuğun kendini anlaşılmış hissetmesi ve ihtiyaç duyduğu desteğin sağlanabilmesi açısından büyük önem taşır.

2-5 Yaş (Okul Öncesi)
● Bu yaş grubundaki çocukların tepkilerini izlemek oldukça önemlidir. Çünkü okul öncesi dönemde çocuklar, zorlayıcı olaylar sonrasında kendilerini sözcüklerle ifade edemeyebilir; bunun yerine bedensel ve davranışsal tepkiler verebilirler. Örneğin, korku, uykuya dalmakta zorlanma,
kabus görme, ağlama, hareketlilik ve öfke patlamaları gibi tepkiler görülebilir. Ebeveyne aşırı bağlanma ve ayrılmak istememe davranışları ortaya çıkabilir. Alt ıslatma gibi daha erken gelişim dönemlerine ait davranışlara gerileme yaşanabilir.
● Çocuklar oyunlarında şiddet temaları, öfkeli duygular canlandırabilirler. Bu tür oyunlara doğrudan müdahale etmemek önemlidir; çünkü çocuklar duygularıyla baş etmek için oyunu kullanırlar.
● Çocuklar, olaylarla ilgili haberlere doğrudan maruz kalmasalar ya da haberdar olmasalar bile, çevrelerindeki yetişkinlerden bazı bilgiler duyabilir veya ebeveynlerinin tedirginliğini hissedebilirler.
● Okul öncesi dönemde çocuklar, olayları tam olarak anlamlandıramadıkları için yaşananları kendileriyle ilgili sanabilir ve suçluluk hissedebilirler. Bu nedenle sık sık soru sorabilir ve ebeveynlerinin iyi olup olmadığını kontrol etme ihtiyacı duyabilirler. Bazı çocuklar ise hiç etkilenmemiş gibi davranarak günlük yaşamlarına devam edebilir ya da içlerine kapanabilirler.

Ebeveynler Ne Yapabilir?
● Çocukların kendilerini güvende hissetmeleri için günlük rutinlerin korunması önemlidir. Bu nedenle, yemek, uyku, oyun saatleri gibi rutinlerinin mümkün olduğunca değişmemesine özen gösterebilirsiniz.
● Bu yaş grubundaki çocukları teselli etmek için kullanılan soyut, genel sözler yeterince anlaşılır olmayabilir. Elini tutmak, sarılmak gibi güven veren temaslar, “Ben buradayım, seni koruyorum, güvendesin.” gibi kısa, net ve somut cümleler kurmak daha etkili olur.
● Çocukların resim, hikaye veya oyun yoluyla üzüntü, öfke, kaygı, suçluluk gibi duygularını göstermelerine alan yaratmak, yargılamadan, değiştirmeden, müdahale etmeden, eğer çocuk istiyorsa sadece eşlik ederek etkinliklere dahil olmanız rahatlatıcı olabilir.
● Bu yaş grubundaki çocukların yanında haber görüntüleri izlememek, yetişkin olarak kendi aranızda bu konuya ilişkin konuşmalar yapmamak oldukça koruyucu olabilir.

6-12 Yaş (Okul Çağı)
● Okul çağındaki çocuklar, okul ortamında aktif olarak yer aldıkları için bu tür olaylardan daha yoğun etkilenebilir, daha fazla bilgiye maruz kalabilir ve olayın detaylarını merak edebilirler. Bu süreçte okula gitmek istemeyebilir ve güvenlikleriyle ilgili endişe duyabilirler.
● Bu dönemde çocukların gelişen bilişsel becerileri ve duygusal kapasiteleri olayları daha iyi kavramalarını ve kendilerini daha iyi ifade etmelerini sağlarken öte yandan olarak daha yoğun kaygı ve korku yaşamalarına da neden olabilir.
● Kendilerini küçük yaştaki çocuklara kıyasla daha iyi ifade edebilseler de bu süreçte akademik zorluklar, dikkat dağınıklığı, korku ve kaygı, suçluluk gibi karmaşık duygular, uyku sorunları, bedensel belirtiler, içe kapanma veya aşırı hareketlilik gibi farklı tepkiler ortaya çıkabilir.

Ebeveynler Ne Yapabilir?
● Çocuğun duygularını değiştirmeye çalışmak, küçümsemek, hafife almak yerine kabul etmek rahatlatıcı olur. Örneğin, korkan çocuğa “Korkacak bir şey yok.” demek yerine “Korktuğunu biliyorum ve bu çok normal. Ben de böyle bir durumda korkardım.” gibi ifadelerle duygularını ifade etmesi için alan açabilirsiniz. Duygu ifadelerinde mümkün olduğunca sakin olmanız, çocuktan daha fazla panik, korku, öfke belirtmemeniz, çocuğun duygusuna eşlik etmeniz önemli olur.
● Çocuğun sorduğu sorulara şiddet içeren detaylara girmeden, dürüst ve kısa cevaplar verebilirsiniz. Bilmediğiniz şeylere “Henüz bilmiyorum, araştıralım, öğrenelim.” diyebilirsiniz. Hiçbir şey olmamış gibi davranılması, soruların geçiştirilmesi, çocuğun zihninde daha korkutucu
senaryolar üretmesine yol açabilir.
● Travma, kontrol kaybı hissettirir. Çocuğunuza küçük sorumluluklar vererek veya “Bugün hangi oyunu oynamak istersin?” gibi seçim hakkı sunarak hayatı üzerindeki kontrol hissini yeniden kazandırmaya çalışabilirsiniz.

13-18 Yaş (Ergenlik)
● Ergenlerin de tepkilerini izlemek ve anlamaya çalışmak önemlidir çünkü duygusal ve bilişsel olarak oldukça gelişmiş olsalar da bağımsızlık sürecinde olan ergenler duygularını ebeveynleriyle paylaşmakta zorlanabilir, gizleyebilir veya içlerinde tutmayı tercih edebilirler.
● Ergenler, olayların nedenlerini, sorumlularını ve sonuçlarını sorgulayabilir; adalet, güvenlik ve gelecekle ilgili daha derin düşünceler geliştirebilirler. Bu durum, yoğun kaygı, umutsuzluk ve güvensizlik duygularının yanı sıra, sistemsel eksikliklere ve alınmayan önlemlere karşı güçlü bir öfke duymalarına neden olabilir.
● Okul ortamında ve sosyal çevrelerinde aktif oldukları için bu tür olaylardan daha yoğun etkilenebilir, haber ve sosyal medya aracılığıyla daha fazla bilgiye maruz kalabilirler. Bazı ergenler konuya yoğun ilgi duyabilir ve tüm detaylarını öğrenmek isteyebilirler. Ayrıca, yaşanan olaylarla
ilgili yoğun tartışmalara girebilir, güçlü görüşler savunabilir veya çevrelerindeki yetişkinlerin tepkilerine karşı eleştirel bir tutum geliştirebilirler.
● Bazı ergenler duygularını açıkça ifade ederken, bazıları içe kapanabilir, yalnız kalmak isteyebilir veya hiç etkilenmemiş gibi davranabilir. Bu süreçte arkadaş ilişkilerine daha fazla yönelme ya da tam tersine sosyal geri çekilme görülebilir.

Ebeveynler Ne Yapabilir?
● Ergenleri konuşmaya zorlamamak önemlidir. Tamamen kendi hallerine de bırakmadan, “Konuşmak istediğinde ben buradayım.” mesajını verip, ihtiyaç duyduklarında size gelebileceklerini hissettirebilirsiniz.
● Ergenlerin yaşayabilecekleri öfke, korku, kaygı, üzüntü, umutsuzluk gibi duyguların anlaşılır, doğal, insani olduğu hissettirmek önemli olur.
● Ergenlerin haberleri nereden aldıklarını ve ne kadar süre maruz kaldıklarını takip etmek önemlidir. Komplo teorilerine veya aşırı şiddet içerikli paylaşımlarla karşılaştıklarında ya da bunlarla ilgili konuşmak istediklerinde, mantıklı, sakin ve karşılıklı düşünmeye alan açan
sohbetler yürütebilir, haklar, eşitlik, medya okuryazarlığı gibi pek çok farklı konuda konuşabilirsiniz.
● Ergenler yaşananlar karşısında bir şey yapmak isteyebilirler. Dayanışma, gönüllülük, farkındalık çalışmaları gibi güvenli, gerçekçi yollarla katkı sunabilecekleri alanlara dahil olmalarını destekleyebilirsiniz.
● Duygusal yoğunluğu azaltmak için sanat, spor gibi etkinliklere dahil olmalarını teşvik edebilirsiniz.

ÇOCUKLARLA KONUŞURKEN GENEL YAKLAŞIM
1. Konuşmak için güvenli bir alan açmak ve önce dinlemek
Çocuklar bu tür olaylarla ilgili farklı düzeylerde bilgiye sahip olabilir veya çevrelerindeki gerginliği fark edebilirler. Bu nedenle konuşmayı tamamen onların başlatmasını beklemek yerine, nazik ve açık bir şekilde alan açmak önemlidir. Konuşmak istemeyebilirler; bu durumda zorlamamak, ancak ihtiyaç duyduklarında size gelebileceklerini hissettirmek önemlidir. Amaç, çocuğun sorularıyla ve duygularıyla yalnız kalmamasını sağlamaktır. Şöyle cümleler işe yarayabilir:

● “Son günlerde yaşananlarla ilgili bir şeyler duydun mu?”
● “Aklına takılan bir şey var mı?”
● “İstersen bu konuyu birlikte konuşabiliriz.”
● “Hazır hissettiğinde bana gelebilirsin.”

2. Yaşına uygun, kısa ve doğru bilgi vermek
Çocuklara gerçek dışı güvence vermek yerine, doğru, yaşına uygun ve sade bilgiler vermek gerekir. Ayrıntıya fazla girmek, özellikle de şiddet olayıyla ilgili görüntüler ve doğrulanmamış bilgiler paylaşmak kaygıyı artırabilir. Bu nedenle bilgiyi çocuğun yaşına ve ihtiyacına göre düzenlemek, sınırlandırmak önemli olur. Konuşmaya başlamadan önce çocuğun ne bildiğini anlamaya çalışabilirsiniz. Örneğin:
● “Bu konuyla ilgili neler duydun?”
● “Bunu nereden öğrendin?”
● “Sence neler olmuş?”

Bu şekilde hem yanlış bilgileri fark edebilir hem de konuşmayı çocuğun bildiği yerden başlatabilirsiniz. Bir açıklama yapmaya ihtiyacınız olursa “Evet, çok üzücü olaylar yaşandı. Bazı öğretmenler ve çocuklar zarar gördü. Ama şu anda yetkililer çalışıyor. Böyle zamanlarda çok fazla şey söylenebilir ve hepsi doğru olmayabilir. Aklına takılan bir şey olursa bana her zaman sorabilirsin. Şu an beraberiz ve güvendeyiz.”
Çocuğunuz, konuyla ilgili net olmayan ya da sizin de bilmediğiniz ayrıntılar sorarsa, bilmediğinizi söyleyebilirsiniz. “Bunu henüz bilmiyoruz; doğru bilgiyi öğrendiğimizde tekrar konuşabiliriz.” gibi ifadeler kullanabilirsiniz.

3. Duygularını kabul etmek
Çocukların ne hissettiğini varsaymak yerine onlarla konuşmak en güvenli yoldur. Çocuklar bu tür olaylar karşısında korku, öfke, üzüntü ya da kafa karışıklığı yaşayabilir; aynı gün içinde farklı duygular arasında gidip gelebilirler. Önemli olan, duygularını küçümsemeden, yargılamadan ve hemen çözüm sunmaya çalışmadan duygularını duymak, dinlemektir. Duyguların kabul edilmesi, çocuğun kendini daha güvende ve anlaşılmış hissetmesine yardımcı olur. Örneğin:
● “Bunun seni korkutmuş olabileceğini anlıyorum.”
● “Yaşananlar seni üzdü sanırım.”
● “Aklın karışmış olabilir, bu çok normal.”
● “Öfkeli hissetmen de anlaşılır.”

4. Farklı ifade yolları sunmak
Her çocuk duygularını konuşarak ifade etmeyebilir. Özellikle küçük çocuklar oyunlarında, resimlerinde ya da hikayelerinde yaşadıkları duyguları gösterebilirler. Oyunlarda şiddet içeren temaların ortaya çıkması çocuğun yaşadığını işlemeye çalıştığını gösterir. Bu oyunlara engel olmadan eşlik etmek değerlidir. Oyuna veya resme eşlik ediyorsanız, sürecin daha güvenli bir yere taşımasına nazikçe yardımcı olabilirsiniz. Örneğin, “Sonra ne olmuş olabilir?”, “Orada biri yardım etmiş mi?” gibi sorularla daha düzenleyici bir akış sağlayabilirsiniz. Ergenler ise duygularını farklı yollarla ifade etmeyi tercih edebilirler. Yazı yazmak, müzik dinlemek, spor yapmak ya da arkadaşlarıyla zaman geçirmek onlar için önemli ifade ve baş etme yolları olabilir. Bu süreçte onları zorlamadan, tercih ettikleri yolları desteklemek ve ihtiyaç duyduklarında konuşmaya açık olduğunuzu hissettirmek önemlidir.

5. Medya ve bilgi akışını sınırlamak
İlk günlerde çocukların haberler, sosyal medya içerikleri ve tekrar eden görüntülere yoğun şekilde maruz kalması kaygı, öfke, çaresizlik gibi duyguları artırabilir. Bu nedenle yalnızca çocuğun ekran kullanımını değil, evdeki genel medya ortamını da daha kontrollü ve sınırlı hale getirmek önemlidir.
● Haberleri çocukların yanında sürekli açık tutmamak,
● Sosyal medya içeriklerini çocukların yanında sesli izlemekten kaçınmak,
● Çocuğun yaşına uygun şekilde ekran ve sosyal medya kullanımını düzenlemek,
● Çocuğun maruz kaldığı içerikleri mümkün olabildiğince birlikte konuşarak değerlendirmek,
● “İnternette gördüğümüz her bilgi doğru olmayabilir.” mesajını hatırlatmak.

6. Rutinleri mümkün olduğunca korumak
Travmatik olaylardan sonra çocukların en büyük ihtiyaçlarından biri öngörülebilirliktir. Günlük yaşamın tanıdık akışı, güven duygusunu destekler. Her şey tamamen normale dönmese bile, rutinlerin korunması çok yardımcı olur. Yemek saatleri, uyku düzeni, aile içi ortak zamanlar, sevilen etkinlikler gibi alanlarda düzeni sürdürmeye çalışabilirsiniz. Zorlayıcı bir konuşmadan sonra tanıdık bir rutine geçmek, çocuğun yeniden dengelenmesini kolaylaştırabilir.

7. Umut ve güven verirken gerçekçi olmak
Toplumsal olarak hepimizi etkileyen bu tür olaylar sonrasında, yetişkinler olarak umutsuz, öfkeli ve güvensiz hissedebiliriz. Ancak ebeveynlerin sorumluluğu, bu duyguların farkında olup sakinleştirerek travmatik durumlar karşısında daha kırılgan olan çocuklara güvende olduklarını hissettirmektir. Bununla birlikte, çocuğa güven verirken gerçek dışı ifadeler kullanmaktan kaçınmak gerekir. “Böyle bir şey asla olmaz.” gibi cümleler kısa süreli rahatlık sağlasa da uzun vadede güven ilişkisini zedeleyebilir. Bunun yerine, daha gerçekçi ve destekleyici bir dil kullanmak daha sağlıklıdır. Örneğin:

● “Şu anda yanındayım.”
● “Şu an güvendeyiz.”
● “Seni korumak için elimden geleni yapıyorum.”
● “Okulda ve evde güvenlik için önlemler alınıyor.”
● “Merak ettiğin şeyleri bana sorabilirsin.”

8. Psikolojik destek zamanına karar vermek
Bu tür olayların ardından çocuklarda korku, kaygı, sık soru sorma, yalnız kalmak istememe ya da uyku düzeninde değişiklikler gibi tepkiler ilk günlerde görülebilir. Bu tepkiler çoğu zaman zamanla azalır. Ancak belirtiler uzun süre devam ediyorsa ya da giderek şiddetleniyorsa bir uzmandan destek almak faydalı olabilir.
Aşağıdaki durumlarda profesyonel destek almak önemlidir:
● Yoğun korku ve kaygının zamanla azalmaması
● Uyku veya iştah düzeninde belirgin bozulmalar
● Okula gitmek istememe ya da okuldan kaçınma davranışı
● Ebeveynden ayrılmakta belirgin zorlanma
● Sık ve tekrarlayan kabuslar
● İçe kapanma ve sosyal geri çekilmenin artması
● Kontrol etmekte zorlanılan öfke tepkileri
● Günlük yaşamda işlevselliğin belirgin şekilde etkilenmesi

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment