Yazılarımız

Serkan Kahyaoğlu, Klinik Psikolog

Düşünmek, beynimizin kaçınılmaz bir eylemi ve varlığımızın kendimize teyididir. “Düşünüyorum öyleyse varım.” derken Descartes[1],  bu dünyada ve tüm canlılar arasında kendine özgü, kendi gibi bir varoluş ihtiyaç ve isteğine işaret eder. Zira biliyoruz ki kendimizden kaçamayız ve tercihen büyümek/olgunlaşmak istiyorsak kaçmamalıyız. Ancak bu sayede zamanın ruhuyla, her yaşın getirdiği şartlara bağlı olarak varoluşumuzun gelişme/değişme sorumluluk, istek ve özgürlüğüyle yüzleşebiliriz. Ama bu yüzleşme yetmez; bir de başkalarının bize “Seni gördüm, etkini ve değerini fark ediyorum.” demesine ihtiyaç duyarız.

Dostlarımızı neden severiz ve onlara neden güveniriz?

Dostlarımızı, sevgililerimizi, yakınlarımızı bizi anladıkları, onlar tarafından anlaşıldığımız için severiz. Çünkü onlara güveniriz. Öyle güveniriz ki; içten bir ilişki içinde olduğumuz bu kişilere, gerçek güven tanımında olduğu gibi “O bunu yapmaz değil, o bunu yapmışsa bir bildiği vardır.” diyebiliriz.

Yine de ve ne yazık ki birçok yakın ilişkide -kim bilir belki de samimi sanılan yakın ilişkide- sırf karşı taraf rahatsız olur diye duyguları, düşünceleri saklanmak oldukça yaygındır. Örneğin, menemende soğanı sevmiyorsunuz ama sevgiliniz seviyor diye ses çıkartmıyorsunuz. Ya da bir dostunuzla çok derin ve karşılıklı güven ilişkisine sahipsiniz. Gel gelelim onun sevgilisinin hoşunuza gitmeyen, değerlerinize uymayan hatta dostunuza zarar verebileceğini düşündüğünüz davranışları, tutumları var. Hadi kestirmeden söyleyelim arkadaşınızı istismar ediyor. Başka bir örnek arkadaşınızla bir konuda değer yargılarınız farklı ve o sizin de aynı değer yargısıyla düşünmenizi, hareket etmenizi istiyor. Somutlarsak arkadaşınız “Herkes belirli bir yaşa gelince çocuk sahibi olmalı, sen de ebeveyn ol artık.” diyor. Sizin ise farklı fikirleriniz var. Bu örneklerde sizce ne yapmak gerekir? Tabii ki gerçek, içten bir ilişkide her ki taraf da kendi gibi olma sorumluluğunu alması ve kendi bakış açısından, görüşünden düşüncelerini ifade etmesi anlamlıdır. Oysa bu örneklerde olduğu gibi, ilişkilerde güveni ve bireyin düşünme ve ifade etme hakkını ihlal eden şeyler sık sık yaşanabilir:

  1. Aman tadımız kaçmasın sendromu: İlişkiniz bozulur diye susmak ya da konuyu değiştirmek. Örneğin, sevmeseniz de soğanlı menemenden idareten bir çatal alırsınız ya da ben tokum diyerek geçiştirirsiniz. Sevgilisi tarafından zarar gören arkadaşınızla sanki sevgilisi yokmuş gibi ilişki kurarsınız. Çocuk sahibi olmak falan gibi konuları “Aman boş ver bunlar ciddi konular.” diyerek geçiştirirsiniz. Böyle olunca da idare-i maslahat düzeyinde yüzeysel bir ilişki kurma riskiniz artabilir.
  2. Söylesem ne olur zaten anlamaz ki öğrenilmiş çaresizliği: Farklı düşüncelere sahip olmak ama ifade etsem bir faydası olmaz diyerek düşünceyi kendine saklamak hatta bastırmak. Ne yazık ki bazı dostlar, sevgililer bizi duymaz. Ona göre doğrular bellidir: Menemen soğanlı olur, bulduğu sevgili en iyisidir ve insanlar ancak ebeveyn olduklarında tamamlanırlar. Tabii ki bu öğrenilmiş çaresizliğin size dönük bir tarafı da var; sizin düşüncelerinizi ifade etme sorumluluğunu alamamanız ve kendinizle ve ilişkinizle yüzleşememeniz. Bu gibi durumlarda -mış gibi- bir ilişki yaşanabilir ve samimiyetin derin tatmini değil idare etmenin fakirliği yaşanabilir.
  3. Madem beni seviyor benim için en doğrusunu bilir yanılgısı ya da düşünme tembelliği: Sevgiyi, ilgiyi kaybetmemek için düşünmeden kabul etmek ve düşünmemenin rahatlığını yaşamak. Yani bizi seven, bilen, menemenin nasıl olacağını bilir, arkadaşın sevgilisiyle ne kadar konuşulacağına karar verir (Aman kızım/oğlum sen kötü olma, o seçmişse bir bildiği vardır), “E tabii çocuk sahibi olmak lazım.” kalıp yargılarına teslim olabilir. Sonuç olarak hiç de azımsanmayacak sayıda ilişkide hatta toplumda, bir bilenin, geleneklerin, kutsalların düşünme, analiz etme fırsatlarını iğdiş ettiğine tanık oluruz.
  4. Her zaman doğruyu bilen insanlar: Hep doğrusunu bilen insanlara maruz kalmak ve belki teslim olmak belki karşı çıkmak. Bazı insanlar kontrol etmek, yönetmek zorunda hisseder. Dahası bunu bir görev, sorumluluk gibi yaşayabilirler. Çünkü öyle olduklarında hayatta kaldıklarına, sevildiklerine inanmışlardır. Bu bilen insan; dostuna, arkadaşına, çocuğuna, topluma dair en doğrusunu bildiği için büyük bir iyi niyetle yaşamınıza müdahale edebilir. Menemende soğanın yararını açıklar. Sizin onun sevgilisinde görmediğiniz erdemlerini sıralar hatta sizin de onun sevgilisi gibi bir sevgili bulmanız gerektiğini ifade edebilir. Ebeveyn olmanın bin bir faydasını anlamını size anlatır, dayatır. İşte bu doğruyu bilenler insanlara bir gerçeklik dayattıkları için diğerinin alanını ihlal ve işgal eder.
  5. Diğer seçeneğinin kaçınılmazlığı: Başka birçok neden düşünme ve ifade etme hakkımıza müdahale edebilir. Mesela “Büyüklere karşı çıkılmaz.”, “Bunu söylemenin şimdi yeri mi?”, “Ama onun niyeti iyi…” Bütün bunlar da içten bir ben-sen-biz(toplum) karşılıklılığını engeller. Kısaca ben ve düşüncelerimle, sen ve düşüncelerinle, toplum ve düşünceleriyle var olma hakkı ortadan kalkar.

Tabii ki her ilişkinin hatta her anın kendine özgü ihtiyacı ve gerçeği var. Buna göre hareket etmek gerekir. Bu noktada unutulmaması gereken, ünlü düşünür Voltair’in biyografisini yazan Evelyn Beatrice Hall’un kitapta[2] onun düşüncelerini özetlemek için dikkat çektiği “Söylediklerinin hiçbirine katılmıyorum, ancak onları ifade etme özgürlüğünü hayatım pahasına savunurum.”[i] ifadesinde gizlidir. Tam bu noktada elbette İonna Kuçuradi’nin dediği gibi tüm fikirler, düşünceler tartışılabilir ancak koşulsuz şartsız saygıyı hak etmezler. Saygı duymamız gereken yalnızca insanlardır, fikirler tartışma konusudur.[3] Dolayısıyla insan hakları ve onuru zedelenmedikçe her fikir ifade edilebilir ve tabii her fikre karşı da çıkılabilir.

Mizah: Düşüncenin en keyifli yolu

Kral çıplaksa, yaşamda tuhaf, acı, komik bir şeyler oluyorsa insan beyni muzip bir çocuk gibi bunu göstermek ister. Su gibi, hava gibi yerinde duramaz düşünce ve söze, resme, karikatüre dönüşerek ortaya çıkar. En çok da haksızlığa, liyakatsizliğe, beceriksizliğe karşı mizah yüzleşmeye çağırır. Belki de en şefkatli, eğlenceli, ruhsal açıdan hazmedilebilir bir yüzleşmedir bu. Çünkü beraber gülüp, arkasını, önünü düşünebiliriz. Çünkü gülmek, düşünmek için yapılır mizah. Kanıtlamak için değil, dikkat çekmek için yapılır. Yani yargıyı koyup biten bir durum değil “Gel beraber düşünelim, istersen gül istersen sen de bir şey söyle.” demek için yapılır. Böyle bakınca karşılıklı, güven dolu bir ilişkide yer almak gibidir. Mizah hatta sanat üreten kişi “Bak ben bir şeye dikkat çekiyorum ister katıl, ister karşı çık, ister gül, artık sen bilirsin.” demektedir.

Vasata razı olmak ya da düşünce üretmenin muzip çekiciliği

Eğer gerçekleri ve düşünceleri, duyguları, arzuları uygun bir yol bulup ifade edemezsek vasatlık ve hatta kötülük sıradanlaşabilir. Güçsüz olanın, fırsatları olmayanın sesi, ihtiyaçları duyulmayabilir. Güçlü ve ayrıcalıklı kişilerin gerçeği herkesin gerçeği gibi kabul görebilir, sorgulanmayabilir, üzerine pek düşünülmeyebilir. Tabii ki bu ruhumuza hiç iyi gelmez çünkü ruhumuz sıkışır, ilişkilerimiz kurur.

Hannah Arendt’in “Kötülüğün Sıradanlığı” kitabında belirttiği gibi: En büyük kötülüklerin canavarlar veya deliler tarafından değil, sadece emirleri sorgulamadan uygulayan sıradan memurlar/insanlar tarafından yapılır. [4]

Düşünce ve ifade etme özgürlüğü ruhumuzu besliyor. Çünkü:

  1. Duygularımızı rahatça ifade edebiliriz.
  2. Kendi özgün halimizle var olabiliriz.
  3. Denemek, söylemek, başarmak ile ilgili cesaretimiz artabilir. Bu da problem çözme becerilerinin gelişmesine neden olabilir.
  4. Yalnız olmadığımızı fark eder, yardım ister, yardım edebiliriz.
  5. Farklı açılardan bakabilir, çok yönlü ve esnek düşünebiliriz.
  6. Kim olduğumuzu, kişiliğimizi gösterme fırsatını, özgürlüğünü elde edebiliriz.
  7. Duygularımızı, düşüncelerimizi bastırmak yerine ifade etme, çözüm üretme cesaretine sahip olabiliriz.

Düşüncenin ve ifadenin özgür olduğu bir ilişki insanın güven ve heyecan ihtiyacını aynı anda sağlayabildiği zengin bir yaşam sağlar. Böyle insanların çekici ve güvenilir olma ihtimalleri yüksektir.

Özgür düşünce ve ifade sizinle olsun ya da siz onunla olun…

 

 

 

 

[1] https://philosophie.cegeptr.qc.ca/wp-content/documents/Discours-de-la-m%C3%A9thode.pdf

 

[2] Hall, E. B. (2023). The life of Voltaire. Creative Media Partners, LLC.

[3] https://www.youtube.com/watch?v=ppKWzV2f8FQ

[4] Arendt, H. (2022). Kötülüğün sıradanlığı: Eichmann Kudüs’te (Ö. Çelik, Çev.). Metis Yayınları.

[i] Sanılanın aksine bu söz Voltaire’ ait değildir. Voltaire’in biyografisini yazan Evelyn Beatrice Hall tarafından onun düşüncelerini özetlemek için kitapta kaleme alınmıştır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment